diğer siteye gitmek için tıklayınız.. diğer siteye gitmek için tıklayınız.. diğer siteye gitmek için tıklayınız.. diğer siteye gitmek için tıklayınız.. diğer siteye gitmek için tıklayınız..
. .
bağımsızlık benim karakterimdir..bağımsızlık benim karakterimdir... bağımsızlık benim karakterimdir..
FACEBOOK SAYFAMIZ-HAZIRLADIĞIM VİDEOLARIN DA YER ALDIĞI KAPSAMLI ATATÜRK SAYFASI MUTLAKA ZİYARET EDİNİZ FACEBOOK SAYFAMIZ-HAZIRLADIĞIM VİDEOLARIN DA YER ALDIĞI KAPSAMLI ATATÜRK SAYFASI MUTLAKA ZİYARET EDİNİZ FACEBOOK SAYFAMIZ-HAZIRLADIĞIM VİDEOLARIN DA YER ALDIĞI KAPSAMLI ATATÜRK SAYFASI MUTLAKA ZİYARET EDİNİZ 1-ATATÜRK'ÜN SOFRASI - Mustafa Kemal ATATÜRK - Blogcu



11/8/2008

1-ATATÜRK'ÜN SOFRASI



                 DEVAMI…   1   
2    3   4   5

Bu bölümde yer alan yazılar OĞUZ AKAY'IN "Atatürk'ün sofrası" adlı kitabından alınmıştır.
kimler gelip kimler geçmiş Gazi Kemal'in sofrasından, bu satırlar arasında dolaştıkça
Mustafa Kemal'i biraz daha tanıyacaksınız..
                               O Büyük Gazi'yi ...
                                                     Ebedi Lideri...       daha iyi anlayacaksınız...


Oğuz Akay –Atatürk’ün sofrası

Truva yayınları 2005 basım




ATATÜRK’ÜN SOFRASI NEŞE SOFRASIYDI

Sonra sonra, tanışmam ilerledikçe ve adetlerini öğrenmem arttıkça anlamışımdır ki bazı kendi arzularını yakınlarına ve teklifsizlerine mal etmek onun, bir isteğinden şakaca kaçınma, daha doğrusu o, istediğini, dolayısı ile belirtme usulüdür. Mesela; bir gün çiftlikte, daha akşamdan, yani daha sofraya oturmazdan önce, kendi canı bira içmek isterse, ansızın yakınlarından birini bahane ederek, sofracıya der ki;

-bak çocuğum  Nuri beyefendi bira içmek istiyor!

En sonuna kadar hala Harbiye’deki iki yakın arkadaş, hatta Selanik’teki iki kafadar hemşehri senli benliliğini hiç bozmadığı; hala o zamanlardaki gibi nazını çektirerek ve nazını çekerek şakalaştığı ara sıra çekiştiği, hatta bazen çetin tartıştığı tek insan olan Nuri bey(conker) bu sözü işitince, bir Anglosakson Protestan pastörden daha ciddi görünüşlü matruş, kırmızı yüzünü de, en belirtili baso sesini de hiç buruşturmadan Paşa’ya;

-kim? Bendeniz mi? Garip şey; böyle bir ifadede bulunduğumu hatırlamıyorum “ der..

O zaman Paşa, Nuri bey’e hiç bakmayarak, doğrudan doğruya cevap vermeyerek kendi kendine gülümser; sol gözünün ucunu belirsizce kırpar; gene sofracıya;

-sen getir; o ister de ben emretmezsem vermezler diye çekindiğinden öyle söylüyor, der

Bu kışkırtma üzerine Nuri bey, kulaktan atma altın gözlüğünün ardından, etrafı şöyle bir babacanca süzdükten ve yan dudakla gayet belirsiz gülümsedikten sonra önüne bakar, içini çeker gibi yavaşçacık;

-Allah Allah!... donnerwetter noçh mahl!...sanki kendileri istemiyorlarmış gibi…diye mırıldanır, bir an duralar, düşünür; sonra elini sofra kenarına vurrak tamamen ciddiye benzer bir yapma sertlikle,sofracıya;

-pekiyi.. içeceğim..oğlum sade bana getir, anladın mı? Paşa hazretleri arzu buyurmuyorlar! Der

O zaman paşa kahkahalarla güler;

-aferin Nuri bey! Der

Nuri bey hiç oralı olmaz

O neşe içinde herkese bira getirilir.

Yahut da, bunun zıddı olarak, mesela uzun bir konuşmadan sonra kendi dinlenmek ihtiyacını duymuşsa, karşısındakine veya karşısındakilere;

-sizi daha fazla yormayayım!

Diye o yorma işini doğrudan doğruya kendi üzerine alır; misafirinin veya ziyaretçilerininin kendi huzurundan ayrılmalarına böylece nezaketle izin verir.

RUŞEN EŞREF ÜNAYDIN

Hatıralar: Anafartalar Kumandanı Mustafa Kamal’le Mülakat, TDK Türk Dili Dergisi 1956



ATATÜRK SOFRASINDA TATLI İÇER TATLI KONUŞURDU

Birçok defalar, misafiri olmakla şereflendiğim sofrasında ara sıra alaturka saz takımını çağırtır, eski mabeyn hafızlarından olan hanendelere Kur-an okutturur ve bu lahuti sesi, ekseriya göz yaşlarıyla dinlerdi.

Atatürk’ün sofrası değerli, namuskar ve fedakar arkadaşları için, hakikaten bir mektepti. Onu sevenlerin, sayanların hepsi bu sofrada bir lahza bulunmak, onun feyzinden istifade etmek için can atarlardı.

Atatürk vekillere direktiflerini burada verir, müşkül vazifeler  tahmil ederek(yükleyerek), uzaklara göndereceği elçilere, murahhaslara(delegelere) talimatını burada söyler tasarladığı büyük işlerin telkinleri gibi dil, tarih, kültür münakaşalarını burada yapar, içki aleminin verdiği samimiyet ve serbestiden istifade ederek, kullandığı ve kullanacağı kimselerin iç yüzlerini burada mükemmelen keşfederdi.

Muhtelif(çeşitli) vazifeler  gereği, birçok yüksek şahsiyetlerle temas etmiş bir insan olarak ben, Atatürk gibi, resmiyet ile hususiyeti ayırt etmesini bu kadar iyi bilen insan görmedim. Tatlı içer tatlı konuşur gayet şakacı son derecede nazik bir arkadaştı. Kadınlara karşı daima hürmetkar, kibar bir centilmendi. Bunun harici herhangi bir şey olmuşsa, sebebini kendisinde aramak icap eder.

…talih oyunlarını hiç sevmez, arkadaşlarını da kumardan uzak görmek isterdi. Bazen vakit geçsin diye poker oynadığı olurdu.bizzat bana anlattığına göre; sevdiği ve takdir ettiği bir yabancı sefir( ABD büyükelçisi MR.Grew) ve madamı ile bir akşam yemeği sonrasında pokere oturmuşlar

Şakadan oynandığını sezemeyen sefirin madamı, Atatürk’ün kaybetmeye başladığını görünce;

-          Türk paraları bizim memlekete akıyor, diye memnuniyetini belitmiş. Bu sözü güzelce anlayan Atatürk, hiç anlamamış görünerek oyuna gayret vermiş..

Saatler  geçtikçe, insanüstü tahammüllü bir vücut ve kafanın ezici ve bunaltıcı hakimiyeti altında sefir cenapları yavaş yavaş çökmeye ve nihayet alabildiğine kaybetmeye başlamış.

Zavallı madam, betbeniz(yüzrengi) atmış bir halde, bu kadar borcun altından nasıl kalkabileceklerini düşünürken, Atatürk;

-madam, şimdi de sizin paracıklarınız Türkiye’ye akıyor! Demiş..

Fakat kadıncağızı fazla üzmemek içinde, hemen oyunun, ciddi olmadığını, bir şakadan ibaret olduğunu söyleyerek, misafirinin yüreğine kibarca su serpmiş..

Hülasa(özetle) Atatürk’ün beyni, bence fenomenal(şaşılacak), harikulade bir cihazdı.

Tarihte eşi ender görülmüş, mesela birinci Napolyon gibi, yorgunluk nedir bilmeden durmaksızın işler, türlü meseleleri aynı zamanda münakaşa ve en iyi şekilde hallederdi.

Muhataplarının bocalayıp, içinden çıkamadıkları en karanlık vaziyetleri, ziyası(ışığı) kuvvetli bir projektör gibi delen zekasıyla, bir anda halleder ve ayırır, aydınlatırdı. Fikrimce bu zeka, herhalde sünuhat, ilham gibi beşeri dereceleri geçmişti.

HÜSREV GEREDE

“Bir Arkadaşı Atatürk’ü anlatıyor” 20.asır mecmuası 1953



SİVAS’TA YEMEKLER PEK MÜKEMMEL DEĞİLDİ(EYLÜL 1919,SİVAS)

O sırada yemekler pek mükemmel değildi. Çünkü belediye bütçesi buna müsait olmadığından bir haftalık ikramda bulunabilmişti.

Birkaç gün sonra da kendi paraları tükenmeye başladı. Bu vaziyette daha ziyade arkadaşlarını düşünerek  müteessir(üzülme) olur;

-hesapta yoktu amma oldu, ne yapalım bulgur çorbasına  yattık, diyerek üzülürdü.

Bir gün validesinden iki torba incir gelmişti. Sofrada yemiş memiş olmadığı için, yemek sonu bana şöyle bir işaret ederdi. Gider tabağı incirle doldurup ortaya koyardım. Böylece incir torbalarının da diplerine darı ekilmiş, bir iki okka kadar bir şey kalmıştı. O gün sofrada yine bir şey kalmamıştı. O gün sofrada yine işaret etti, aldırmadım. Bu sefer çağırdı;

-Canım  Hacı Bey anlamıyor musun incir istiyorum, dedi

- Paşam bir şey kalmadı ki topu topu bir iki okkacık, o da size kalsın lazım olur.

Bu sözüm üzerine yüzüme hazin bakmış;

-hayır, demişti benim her şeyim arkadaşlarımındır. Haydi getir kuzum..

Yine fasılasız çalıştığı bir gece sabaha karşı yanına girdiğim zaman biraz sinirli bir vaziyette elindeki kalemi bırakarak;

-İyi ki geldin, demişti.. aşçı fena, harç fena, iştah ile bir şey yemiyor, aç kalıyorum.  Bu işe bir çare bulamayacak mıyız bilmem ki? Bak şimdi de karnım aç..

O saatte uykuya dalmış olan Sivas’ta ne bulunabilirdi ki?

-tenezzül ederseniz dolabımda bir dilim kavun var, getireyim dedim.

-getir getir, diye gülümsedi..

DERVİŞ DEVİRMİŞ

Kandemir, “Mustafa Kemal Sivas’ta Nasıl Yaşadı?” Yeni Mecmua 1940




İKİ TABANCA TAŞIRDI.

Sen eşsiz denecek şiddetle atılgan olduğun halde hiçbir zaman saldırgan olmadın.. temkinin de hızın kadar çoktu.

Üzerinde gece gündüz iki tabanca taşırdın; meğer ki nadir akşamlarda, o da sofranda sadece güvendiği birkaç yakının bulunduğu zaman en geç saatlerde, o tabancalarını pantolonunun arka ceplerinden çıkarıp adamlarından birine vererek yukarı gönderesin.. olağanüstü bir nişancıydın..

RUŞEN EŞREF ÜNAYDIN.

“ÖZLEYİŞ” 1955

 

SOFRA JURNALCİLERE DERS VERİLEN YERDİ

Gazi’nin büyük meziyetlerinden biri de, dedikodulara kıymet ve önem vermemesi ve böyle bir harekete hoşgörü göstermemesi idi. Biri gelip kendisine diğeri aleyhinde söz söyler dedikodu yaparsa söyleneni dikkatle dinler, fakat o akşam sofrada aleyhinde söylenen zatı da buldurarak jurnalciliği(kötüleme,ihbar) yapana;

-bugün sen bu kişi hakkında bir şey söylemiştin onu burada bir defa daha tekrar eder misin? Diyerek adamı berbat ederdi..

ALİ KILIÇ

İSTİKLAL MAHKEMESİ 1955



           DEVAMI…   1   2    3   4   5

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (Belirtilmemiş) :: Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!