HALİDE EDİP ADIVAR..

Mustafa Kemal Türk kadınını kurtaracaktı. Kurtarmak için önce açmalı idi. Haremi yıkmalı idi. İlk yapılan işlerden biri İstanbul tramvayları ile vapurlarındaki perdelerin kaldırılması olmuştur. Gariptir ki o sırada pek aydın bir İstanbul hanımı olan Halide Edip ile konuşuyordum. Hanım Ankara aleyhindeki cepheye katılmıştı.

“hem efendim bizim peçelerimize, perdelerimize ne karışıyorsunuz” demişti.

Falih Rıfkı Atay- Çankaya

BİR ANI;HALİDE EDİP VE MUSTAFA KEMAL

Kaynak; İsmet Bozdağ- Gazi ile Latife

“birbirimizi yiyeceğiz…”

İzmir’de Uşakizadelerin evinde gazi paşa Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy ile vakit geçiriyordu. Körfezi izlerken birden kapıda Halide Edip göründü. Asker kıyafeti içindeydi kolunda onbaşı rütbesi vardı.

-vedaya gelmiştim Paşa müsaade eder misiniz?

Mustafa Kemal sıcak bir sesle “buyurun” dedi.

Kemal Paşa’nın gösterdiği bir sandalyeye oturdu.

Fakat Paşa Halide Edip’in kolunda hala onbaşı işareti taşıdığını fark edince ; “neden hala onbaşısın ben seni çavuşluğa terfi ettirmedim mi? Rütbeni koluna takmalısın”

Kalktı içeri girdi ve az sonra elinde bir çavuş rütbesi  ile geri döndü

“hadi bakalım dik şunu koluna”

Halide Hanımla birlikte balkona çıkmış olan Latife “çıkarın ceketinizi hocahanım ben dikeyim” dedi.

Latife hanım rütbeyi kendi elleriyle cekete dikti. Halide edip çavuş rütbeli ceketini gülümseyerek giydi.

Paşa’nın önünde topuklarını çarparak selam verdi.

“sağolun paşa hazretleri şimdi bana izin verir misiniz?"

Mustafa Kemal Halide hanımı tepeden aşağı süzdükten sonra

“senin palton yok mu” dedi “hava serince üşürsün”

“yok üşümem paşam alışığım”

Mustafa Kemal Paşa “olmaz” dedi. “dur sana pelerinimi vereyim”

Tekrar içeriye girdi az sonra  savaş boyu üstünden çıkarmadığı kurşuni pelerinini getirip Halide Edip’in omuzlarına bıraktı.

Halide Edip’in yüzünde ödenmez bir armağan almışlığın güzel ezilmişliği parlıyordu.

Çok teşekkür ederim Paşa hazretleri  hayatımın en kıymetli armağanını aldım. Bunu en değerli  miras olarak çocuklarıma bırakacağım..elbet onlarda müzeye verecekler.

M.Kemal Paşa’nın yüzünde çocuksu bir aydınlanma vardı. Halide hanım Mustafa Kemal Paşa’ya elini uzattı

“allahaısmarladık Paşa hazretleri, savaş bitti demektir, inşallah gürültüsüz patırtısız bir görüşürüz”

Paşa bir kahkaha attı.

“buluşuruz, buluşuruz Halide hanım, savaş biteceğine göre, bakalım neler başlayacak inşallah birbirimizi yemeyiz”

Halide Edip şaşkınlık içinde “aman paşam” diyebildi.

Sonra pelerinini sürüye sürüye gitti.

Mustafa Kemal ardından bakıyordu hemde gülüyordu. Latife ile gözgöze geldiler Latife şaşkınlık içindeydi.

 

 

 

Kaynak; Mina Urgan- Bir dinazorun anıları

 

Halide Edip ile kadın kadına konuştuğumuz anlar, ender olmakla birlikte, çok ilginçti. Bu konuşmalar sırasında, Halide Edip'in, onlara yüz vermeden bile, birçok erkeğin aklını başından aldığını, onlara tamamıyla egemen olduğunu anladım. Falih Rıfkı'nın anlattığına göre de, aralarında hiçbir şey geçmediği halde Cemal Paşayı, öyle sultası altına almış ki, adamcağız onunla danışmadan, onayını almadan, basit bir evrakı bile imzalayamayacak hale gelmiş.

 

Halide Hanımla bir çatışma konumuz da Mustafa Kemal'di. Mustafa Kemal'i hiç sevmezdi. Onun yakışıklı olduğunu bile kabul etmezdi. Mustafa Kemal'in güzelliğiyle ünlü elleri için, "hiç de güzel değildi elleri; kaplan pençesine benzerdi" demişti bana. Falih Rıfkı'nın bu konuda bir yorumu vardı: Halide Edip, öteki erkekleri etkilediği gibi, Mustafa Kemal'i de etkilemek, ona da egemen olmayı aklına koymuştu. Mustafa Kemal'in, Halide Hanıma gelip, evinde bir acı kahve içerken, "hanımefendi, ne dersiniz acaba Cumhuriyeti ilan edeyim mi?" ya da "Halifeliği kaldırmamı doğru buluyor musunuz, Hanımefendi?" diye sorarak icazet almasını istemişti. Mustafa Kemal bunu yapmayınca da, ona düşman kesilmişti. Halide Edip'in İngilizce anılarında gördüğüm bir fotoğraf Falih Rıfkı'nm pek yanılmadığımı kanıtlıyordu: Fotoğrafçı bir dalgınlık sonucu, Mustafa Kemal ile Halide Edip'i aynı filme çekmişti. Önde net bir Mustafa Kemal; arkasında da, bir gölge halinde, hayal meyal görünen bir Halide Edip vardı. Fotoğrafın altında da "Mustafa Kemal Paşayı yönlendiren kadın" anlamına gelen "the woman behind Mustafa Kemal Pacha" yazılıydı. Halide Edip'in istediği buydu. Gazi'yi desteklemekle kalmayıp, ona yol gösteren kadın durumuna gelmeye karar vermişti. Bu isteğini gerçekleştiremeyeceğini anlayınca da, yenilgiye katlanamamış; memleketten uzaklaşmayı yeğ tutmuştu.

Falih Rıfkı'nın yorumu buydu. Halide Edip'in erkeklere egemen olmak hırsının nereden kaynaklandığı konusunda da benim bir yorumum var. Halide Hanımla kadın kadına konuşurken söylediklerine dayanıyor bu yorum: Halide Hanım gençken sevdiği erkekten, yani ilk eşi Salih Zeki'den, ağır bir darbe yemişti. Bana şöyle demişti bir gün: "Halide Edip, şu adamla sevişti, bu adamla sevişti diye birtakım lâflar duyacaksın. Bunların hepsi yalan. Ben bir tek erkeği sevdim ömrüm boyunca. O tek erkek de altı ay sonra benden bıktı. Beni aldatmaya başladı. Her şeyi biliyordum. Her şeye razıydım. Yeter ki onu görebileyim, ona dokunabileyim. (Bunu söylerken, elini bana doğru uzatmış, bana dokunmuştu. Tutkusunun çıplaklığı karşısında fena sarsılmıştım.) Ancak ikinci bir kadınla nikâh kıymaya kalkınca, boşanmaya karar verdim. Bunu gururumdan yaptığımı sanma. Ama iki oğlum vardı. Analığım ağır bastı. İki küçük erkek çocuğun bu kadar çirkin bir durumu, babalarının aynı evde iki kadınla birden yaşadığını görmelerine katlanamadım; boşandım." Sözünü kesti, bir an durdu. Sonra "öleceğimi sandım. Ama insan kolay kolay ölemiyor" diye ekledi buruk bir alaycılıkla.

Konuşmamızın bundan sonraki kısmı çok garipti. Çünkü

yirmi yaşlarında olan ben, görmüş geçirmiş, olgun bir kadın gibi konuşuyordum; Halide Hanım da çılgın bir genç kadın gibi. galih Zeki'ye duyduklarının gerçek bir sevgi değil, yıkıcı ve kötü bir tutku olduğunu; gerçek sevginin Adnan Beye duydukları olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Halide Hanım, "sen ne anlarsın! Asıl aşk çocukların babasına duyduklarımdı" diyerek direniyordu. (Adamın adını bile ağzına almaya dayanamadığı için, Salih Zeki ya da ilk kocam demez; "çocukların babası" derdi her zaman.) Adnan Beyi ne kadar olağanüstü bir insan saydığımı, onunla beraberliğini ne kadar güzel bulduğumu anlattım. Bunları biliyor, kabul ediyordu; ama "asıl aşk, çocukların babasına duyduğum aşktı" diyordu gene de. Halide Edip, başka erkeklere egemen olarak, bu karşılıksız aşkın hıncını almak isteyen mutsuz bir kadındı aslında. 

HALİDE EDİP ADIVAR KİMDİR?

Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir.

İstanbul'da doğdu.

Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür.

İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı.

31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı.1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı.

Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde yaşadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a çağrıldı.

1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür.

Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte Türk Ocağı'nda çalışmaya başladıktan sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eğilir. II. Meşrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye'nin hangi sağlam temellere oturtulması gerektiği hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak fırsatını bulur. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarında Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da tanık olduğu olayları, direnişleri, kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aşk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiş kadın kahraman yerini korur. Ancak şimdi, yine olağan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak değil, milli dava peşinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadolu'da düşmana karşı savaşan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza.

1943'te CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en çok baskı yapan roman olmuştur. Sinekli Bakkal'ı izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda bulunacak nitelikte oldukları söylenemez.

Adıvar çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce'den Türkçe'ye çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Yapıtlarından kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.

DEVAM EDECEK...

    

Yorum Yaz