diğer siteye gitmek için tıklayınız.. diğer siteye gitmek için tıklayınız.. diğer siteye gitmek için tıklayınız.. diğer siteye gitmek için tıklayınız.. diğer siteye gitmek için tıklayınız..
. .
bağımsızlık benim karakterimdir..bağımsızlık benim karakterimdir... bağımsızlık benim karakterimdir..
FACEBOOK SAYFAMIZ-HAZIRLADIĞIM VİDEOLARIN DA YER ALDIĞI KAPSAMLI ATATÜRK SAYFASI MUTLAKA ZİYARET EDİNİZ FACEBOOK SAYFAMIZ-HAZIRLADIĞIM VİDEOLARIN DA YER ALDIĞI KAPSAMLI ATATÜRK SAYFASI MUTLAKA ZİYARET EDİNİZ FACEBOOK SAYFAMIZ-HAZIRLADIĞIM VİDEOLARIN DA YER ALDIĞI KAPSAMLI ATATÜRK SAYFASI MUTLAKA ZİYARET EDİNİZ Mustafa KEmal'i tutuklamaya çalışan adam Ali Galip - Mustafa Kemal ATATÜRK - Blogcu



10/10/2008

Mustafa KEmal'i tutuklamaya çalışan adam Ali Galip

ALİ GALİP

Atatürk'ün Sivas'ı Ziyaretleri

Hüseyin Yıldırım 
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 36, Cilt: XII, Kasım 1996

 

GİRİŞ

Mustafa Kemal Paşa Doğu Vilayetleri adına 10 Temmuz’da toplanacak kongre için 25 Haziran’da Amasya’dan ayrıldı.

Bu arada İstanbul Hükümeti, Elaziz Valiliği’ne atanan Ali Galip aracılığı ile yeni bir engellemeye başvurdu. Dahiliye Nazın Ali Kemal Bey, Anadolu’ya yolladığı bir emirle, Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklanıp İstanbul’a gönderilmesini istedi.


Sivas, bu günlerde bir yanda İstanbul Hükümeti’nin emirlerinin kayıtsız, şartsız uygulanmasını isteyen Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin Sivas İl Başkanı Halit Bey. diğer yanda Milli Mücadele’yi savunan Rasim Bey. Bir yanda Mustafa Kemal Paşa’yı tutuklatmak için can atan Ali Galip, diğer yanda Mustafa Kemal Paşa’nın emirlerinin uygulanması için ortam hazırlayan İbrahim Tali Bey ve bütün bu Milli Mücadele taraftarı ve karşı cephanenin boy hedefini teşkil eden Vali Raşit Paşa. Bunların hepside Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas’a gelmesinden önce huzursuz bir durumdaydı.

Vali Reşit Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın Amasya’dan gönderdiği bildirimi aldığının ertesi günü 23 Haziran 1919’da Dahiliye Nazırı Ali Kemal’den de şu telgrafı aldı:

“Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker ve gerçekten vatanperver olmakla beraber... memuriyeti cedidesinde asla muvaffak olamadı. İngiliz Fevkalade Mümessiliği’nin talep ve ısrarı ile azledildi ve azledildikten sonra yaptıkları ve yazdıkları ile de bu kusurlarını daha ziyade meydana vurdu... Dahiliye Nezareti’nin size emri katisi artık o zatın mazul olduğunu bilmek, kendisi ile hiçbir muamele-i resmiyeye girişmemek, umur-u hükümete taalluk eden hiçbir talebini isaf etmemektir...”


İki telgraf arasında sıkışan Vali Reşit Paşa ne yapacağını şaşırmıştı. Mustafa Kemal Paşa kendi vilayetinde bir kongre toplama kararı almış ve bunu her tarafa ilan etmekten çekinmiyordu. Kendisinin bağlı bulunduğu Dahiliye Nazırlığı ise Mustafa Kemal Paşa ile temas etmesini yasaklıyordu.

Dahiliye Nezareti’nin 23 Haziran tarihli yukarıdaki telgrafı kısa sürede Sivas’ta duyulmuştu. Özellikle Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Mustafa Kemal Paşa’nın azlolunduğunu bildiren iki yaftayı 24 Haziran günü duvarlara yapıştırmıştı. Fakat bütün aramalara rağmen bunları yapıştıranlar bulunamadığı gibi, yaftalarda bulunamadı. Bunlar ya yapıştıranlar tarafından, ya da İbrahim Tali veya Rasim Bey’le temasta bulunup Mustafa Kemal Paşa’ya yardımı kabul edenler tarafından ortadan kaldırılmıştır.57


Hürriyet ve İtilafçıların bu çalışmaları yanında Sivas’ta bulunan Elaziz Valisi Ali Galip’te, Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklanması için Vali Reşit Paşa’yı sıkıştırıp duruyordu. 25 Haziran günü İbrahim Tali Bey durumu şifre ile Amasya’da bulunan Mustafa Kemal Paşa’ya bildirdi. Şifreyi alan Mustafa Kemal Paşa’da kimseye duyurmadan 26 Haziran günü Amasya’dan Tokat’a hareket etti. “Tokat’a varır varmaz telgrafhaneyi kontrol altına aldırarak benim varışımın Sivas’a ve hiçbir tarafa bildirilmemesini temin ettim. 26-27 gecesini orada geçirdim. 27’dc Sivas’a hareket ettim. Otomobille Tokat’tan Sivas aşağı yukarı altı saattir. Sivas Valisi’ne, Tokat’tan Sivas’a hareket ettiğime dair açık bir telgraf yolladım. İmzada ordu müfettişliği unvanım kullanmıştım. Telgrafta maksatlı olarak hareket saatimi kaydetmiştim. Fakat bu telgrafın hareketimden altı saat sonra çekilmesini ve o zamana kadar hiçbir şekilde Sivas’a bilgi verilmemesini temin edecek tedbirleri aldırdım. “58

Tokat’ta bunlar olurken Sivas’ta Vali Reşit Paşa’nın odasında da şiddetli tartışmalar yapılıyordu. Vali Reşit Paşa’nın anılarında bu tartışmalar ayrıntılarıyla yer almaktadır.

“... Bir aralık 3 ncü Ordu Müfettişi’nin yakalanması keyfiyeti üzerinde dönmeye başladı. Ali Kemal unutulmuş ve yalnız bu meselenin münakaşasına girişilmiş idi. Ben bu fırsatı kaçırmadım, evvelki karşılaşmamızda yaptığım gibi yine ciddi bir tavır aldım, Ali Galip Bey’e sordum:

Ne hakla?

O en hassa bir yerine çuvaldız sokulmuş gibi yerinden fırlarken ilâve ettim:

Ve hangi kuvvetle!

Yine her kafadan bir ses çıkıyordu. En üst perdeden Elâziz Valisi’nin sesi dolaşıyordu. Hiddetinden yerinde oturamaz olan Hürriyet ve İtilâfçı vali, bir takım gülünç jestler alarak bana tavsiyelerde, ihtarlarda, tehditlerde ve bazen de kendini toplayıp ricalarda bulunuyordu. Akımdaki sandalyenin bile hicap duyarak ve harekete geçerek bu işi yapmasına intizar edebileceğini anlatıyordu.

Onun kısa bir sükûtundan istifade ettim. Şöyle bir sarih sualde bulundum:

Geçen gün buyurmuştunuz ki, vilâyetim hudutları dahilinde, müsamaha etmem, bu işi yaparım. Hastalandığımı ileri sürerek sizi yerime vekil bıraksam o hülyanızı burada da tahakkuk ettirmeye çalışır mısınız?

Adamcağız hançeresinin bütün kuvveti ile bağırdı:

Dediğimi vallahi yaparım, billahi yaparım, parol donör yaparım.

Halit Bey, büyük bir siyasi muvaffakiyetin şerefini kaçırmaktan korkuyormuş gibi yerinden sıçradı:

Harput Valisi, dedi, bir yana dursun. Bu işi ben bile yaparım. Yalnız siz bana küçük bir pusula ile salâhiyet veriniz. Üst tarafını düşünmeyiniz.”

İçinde bulunulan durumu Osmanlı tarihinden örneklerle anlatan Vali Reşit Paşa, sakin olunması gerektiğini, vatana yeni bir yara daha açılmamasını söylediyse de, muhatapları onu dinlemiyorlardı. İşte bu sırada:

“Sivas merkez telgraf müdürü alı al, moru mor bir biçimde odaya girdi, titrediği hissolunan elleri ile âdeta sımsıkı tuttuğu şu telgrafı bana uzattı:

Sivas Valisi Reşit Paşa Hazretlerine


Şimdi Tokat’tan Sivas’a müteveccihen hareket olunduğunu ve zatı devletleriyle teşerrüf imkânının takarrüp ve tahakkuk etmek üzere bulunmasından dolayı samimi surette mütehassis bulunduğumu arzeylerim.

Üçüncü Ordu Müfettişi
Mustafa Kemal


Bu umulmayacak haberi alan Vali telgrafı bir daha okuduktan sonra Ali Galip Bey’e uzatır.

“Buyrun, dedim, okuyun. Sonra da kalkın, tertibat alın, Üçüncü Ordu Müfettişi’ni yakalayın.

Ali Galip Bey’in telgrafa kapanan gözlerinin nasıl bir değişiklikle açıldığını, renginin nasıl sarardığını, dudaklarının nasıl titrediğini tarif edemem. Teklifsizce, fakat telaşla telgrafı kaparak, gözden geçiren Halit Bey’in de vaziyeti onunkinin aynı olup gerçekten gülünçtü. Ben uzun bir zamandan-beri canımı sıkan bu iki ayak politikacısından hınç çıkarmak için kaşlarımı çattım:

Beyefendi, dedim, bir şey söylemiyorsunuz. Üç, dört saat sonra, Mustafa Kemal Paşa Sivas’ta bulunacak. Burada niçin oturuyorsunuz, düşündüklerinizi yapsanıza!

Ali Galip Bey, mahcup ve muzdarip, telgrafa bir daha göz attı, sonra silkinir gibi oldu, hayretle ve dikkatle satırları muayeneye girişti, saatine baktı.

Geliyor değil, geliyor değil, dedi, gelmiş Sivas’a hemen hemen girmiş. Çünkü telgrafın keşide saati üzerinden altı saat geçmiş!

Ben, bu kaybın farkında değildim. Telgrafı alarak tetkik ettim; Elâziz Valisi’nin keşfinde isabet gösterdiğini anladım ve cevap verdim.

Ben, Paşayı karşılamaya gideceğim. İsterseniz siz Halit Bey’in temin edeceği kuvvetle kendisini tevkif ediniz.

Ali Galip Bey, bir gafletten uyanıyormuş gibi, başını kaldırdı:

Onunla Harput’ta karşılaşsaydık, dediğimi mutlak yapardım. Lâkin burada mesuliyet size aittir!..

Ciddi söylemiştim, Mustafa Kemal Paşa’yı istikbale çıkaracaktım. Lâkin onun Sivas’a geleceğini -Erzurum’da bir kongre açılacağını bildiğimiz halde- tahmin etmediğimizden, yahut hâdiseler bizi şaşırttığından hiçbir hazırlığımız yoktu. Telgraftaki saat kaydına göre şuna buna haber yollamaya da vakit müsait değildi. Bu sebeple, yalnız İbrahim Tali Bey’i davet ettim, telgrafı gösterdim. Haberi var olduğunu hissettiren bir tavırla sadece sordu:

İstikbale çıkacak mısınız?

Tabii. Yalnız vilâyet erkânını Paşa’nın gelişinden haberdar edebilmek ve onları da istikbale çıkarmak için, biraz vakit kazanmak lâzım. Sizden çok rica ederim. Numune Çiftliği’ne teşrif buyurunuz. Mustafa Kemal Paşa henüz oraya gelmemişse, kendisini bekleyiniz, bizler gelinceye kadar da çiftlikte istirahat etmelerini temin ediniz. Şöyle derlice topluca istikbale çıkmazsak ayıp olur...”

İlgili kişilere gereken emirleri veren Vali, bu arada Tokat Mutasarrıfı ve Yıldızeli Kaymakamı ile telgrafla konuşarak, Mustafa Kemal Paşa’nın o merkezlerden ne vakit ayrıldığını öğrenmişti. Paşa’nın Sivas girişinde bulunan Numune Çiftliği’ne yaklaştığını tahmin eden Vali arabasına binerek Paşa’yı karşılamak üzere hareket etti.

“... Çiftliğin önüne ulaştığım zaman Paşa’yı, yanındakilerle birlikte otomobillere binmeğe hazır bir vaziyette buldum. Halbuki geridekilere hazırlanmak, araba, at bulup istikbale çıkmak fırsatı verebilmek için Paşa’nın -en az bir saat- çiftlikte kalması lazımdı.

Bu sebeple hemen otomobilden indim insan kılığına temessül etmiş dehadan başka bir şey olmayan Paşa’yı candan gelen sevgi ve saygı ile selâmladım:

Hoş geldiniz amma dedim, şehre gitmekte acele buyuruyorsunuz, tik kahvemizi burada içmek tenezzülünde bulunmaz mısınız?

İğbirarını hissettirmek isteyen deha, ne de sert konuşurmuş?... Benim, en halis bir hürmetle arzettiğim bu niyaza, Mustafa Kemal Paşa, idraki şaşkınlatan bir sesle cevap verdi:

Hayır, hayır. Kahveye lüzum yok. Hemen hareket edeceğiz. Ve bana kendi otomobilini göstererek, ilave etti: Siz de yanıma buyurunuz.

Onunla yan yana bulunmaktan hem şeref alacaktım, hem -vaziyetimi tespite yaraması mümkün- istifadeler elde edecektim. Lâkin, Amasya’dan beri Paşa’ya otomobilde refakat eden eski Bahriye Nazırı Rauf Bey’in geride kalmasını nezakete uygun bulamayarak, itiraz etmek istedim.

Rauf Beyefendiyi, dedim, zatıâlinizden ayırmak istemem. Ben müsaadenizle, kendi otomobilime bineyim.

Olmaz, yanıma geliniz!

Sesi o kadar hâkimdi ki, ihtiyatsız boyun kırdım ve iradesiz izinde yürüyüp, otomobiline bindim. Bir neferle, bir başkumandan vaziyetindeydik. Kendimle onun arasında o kadar büyük bir mesafe görüyordum. Tabii sûrur ve gurur içindeydim de. Paşa’nın beni ısrarla yanına davet etmesinden iftihar duyuyordum. Fakat bu sevinç, çok sürmedi ve Paşa’nın iltifat için değil, ağır bir şüphenin halli için, beni otomobiline aldığı çabucak meydana çıktı.

Ömrümün en acı dakikalarından birini teşkil ettiği elbette, bu vakıayı kaydetmek isterim: Otomobil şehre doğru hareket edince ben, içimi kaplayan neşenin zoru ile bir şeyler söylemek ve Paşa’yı da söyletmek arzusuna kapıldım:

İnşallah, dedim, yolculuğunuz iyi geçti!

O, ruhumu okumak ister gibi, derin derin yüzüme baktı, en inatçı dimağlara her sırrı itiraf ettirecek bir sesle şu cevabı verdi:

Sen, onu bunu bırak ta, Sivas’ta yapılan hazırlıkları anlat: Beni tevkif etmek için kaç kişi bulabildin ve bunları nerede pusuya yatırdın?

“Aman Paşam, bu nasıl söz?” Demekten başka bir karşılık bulamayacak kadar şaşırmıştım ve bu ağır bühtanın, töhmetin ruhuma hissettirdiği eza altında bunalmıştım.

O, ıstırabımı anladı, gözlerinde beliren bir tebessümle idrakimi şevke getirdikten sonra -ciddiyetini bozmadan- anlattı:

Ali Galip’le yaptığınız münakaşalardan haberim var. Fakat beni Numune Çiftliği’nde alıkoymak için İbrahim Tali Bey’i memur edişinizden, şahsen de aynı teklifte bulunmanızdan şüphelendim, Ali Galip’in sizi de kendine uydurmuş olmasına ihtimal verdim. Sizi otomobilime alışım da, bu şüphe yüzündendir. Yanımda rehine gibisiniz. Şayet bir pusu varsa sizin, belki de benden önce, kurban gitmeniz muhakkaktır!

Gözlerim yaşarıyordu. O, gülümseyerek ilâve etti:

İhtiyat iyi şeydir. Size de tavsiye ederim ve bu macerayı unutmamanızı isterim.” 59

Bu hatıraların sahibi Vali Reşit Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk’unu okuduğu tarihten evvel ölmüştür. Kendisinin hatıralarını ne kadar dürüst olarak kaydettiğini kanıtlamak için Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk’tan bu olaylara değinen satırlarına da bakalım.

“... Şimdi Efendiler, gözlerimizi tekrar Sivas’ta bıraktığınız tabloya çevirelim:

Ali Galip Bey ve Reşit Paşa arasında, hakkımda uygulanacak muamelenin münakaşası sahnesine... Münakaşanın kızıştığı bir safhada, Reşit Paşa’nın eline, benim Tokat’tan çekilen telgrafımı verirler. Reşit Paşa hemen Ali Galip Bey’e uzatır. “İşte kendisi geliyor, buyurun, tevkif edin!” der. Reşit Paşa telgrafta yazılı olan hareket saatini görünce hemen kendi saatini çıkarır, bakar.... “Efendim geliyor değil, gelmiş olacaktır” diye ilâve eder.

Bunun üzerine, Ali Galip, “ben tevkif ederim dedimse, benim vilâyetim içinde olursa tevkif ederim, demek istedim” deyince toplantı halinde bulunanları bir heyecan kaplar... Hep birden “Haydi öyleyse, karşılamaya gidelim,” diyerek toplantıya son verirler.

Ancak eşraf ve ileri gelenler ve halk ve askerler parlak bir karşılama töreni hazırlayabilmek için biraz zaman kazanmak lâzım geldiğini, halbuki hesapça benim, Sivas şehri kapılarına kadar yaklaşmış olabileceğimi göz önüne alarak, beni, şehrin girişme yakın olan Ziraat Numune Çiftliği’nde biraz istirahat ettirmenin çaresini düşünmüşler. Vali Paşa, karargahımın sıhhiye başkanı olup, evvelce teşkilât için Sivas’a göndermiş olduğum Tali Bey’i davet ve bu vazifenin yerine getirilmesini ondan rica etmiş ve hazırlıkları bitirir bitirmez kendisinin de bize katılacağım söylemiş.

Hakikaten tam Numune Çiftliği civarında, karşımıza çıkan bir otomobilin içinden Tali Bey göründü. Otomobillerden indik, çiftliğin avlusunda oturduk. Tali Bey, hikaye ettiğim durumu etraflıca izah ettikten sonra, vazifesinin beni burada biraz meşgul etmek olduğunu söyleyince, derhal ayağa kalktım ve “Çabuk otomobillere ve Sivas’a” dedim!

Bunun sebebini ifade edeyim. O anda hatırıma gelen şuydu: Karşılama töreni yapacağız diye Tali Bey’i aldatmış olabilirler ve hakikatte aksi bir tertip yapmak için zaman kazanmak isteyebilirlerdi. Otomobillere binmek üzereyken Sivas tarafından diğer bir otomobil yanımıza yaklaştı. İçinde Vali Paşa vardı.

Reşit Paşa, “Efendim bir kaç dakika daha istirahat buyurulmaz mı?” diye söze başladı.

“Yarım dakika dahi istirahata ihtiyacım yoktur. Derhal hareket edeceğiz ve sen benim yanıma gel” dedim.

Efendim, dedi, sizin yanınıza Rauf Bey binsin, ben arkadaki otomobille de gelirim.

Hayır, hayır dedim, siz buraya...

Bu basit tedbirden maksat, izaha muhtaç değildir.” 60

Sivas halkının coşkun gösterileri içerisinde şehre giren Mustafa Kemal Paşa bu olaya da Nutuk’ta yer verir.

“... Sivas şehrine girerken caddenin iki tarafı büyük bir kalabalıkla dolmuş, askeri birlikler tören düzeni almış bulunuyordu. Otomobillerden indik, yürüyerek askeri ve halkı selamladım.

Bu manzara, Sivas’ın muhterem halkının ve Sivas’ta bulunan kahraman subay ve askerlerimizin bana ne kadar ve sevgiyle dolu olduğunu ispat eden canlı bir şahitti...” 61

O günkü Sivas, nice uğursuz günlerinden sonra, hiç olmazsa bu her tarafa bayraklar asıp, yollara dökülüşte, asker adımlarıyla bir kumandan geçişinde, kaybettim sandığı egemenliğinin yeniden bir esintisini bulur. Her adımda gökyüzüne bir haykırış yükselir.

Yaşasın Mustafa Kemal Paşa!..

Mustafa Kemal Paşa, daha ilk safların başında arabasından inmiştir. Bir yanında Sivas Valisi Reşit Paşa, biraz donuk, fakat saygı ile yürür. Diğer yanında Rauf Bey, sonra Belediye Reisi, arkada Ordu Müfettişliği karargâhı, Sivas’ın asker, sivil temsilcileri ve bu gibi hallerde daima önde görünmek sevdalısı olan bazı adamlar...

Paşa, halkı, askeri selamlayarak geçer. Gökler çınlar:

Yaşasın Mustafa Kemal Paşa!..

Önlerine halkın iki geceli dizildiği çarşı duvarlarında hâlâ, korkakların, kölelerin Mustafa Kemal aleyhinde yapıştırdıkları beyannameler görülür. Ama artık: kimse onlara bakmaz. Onları oralara yapıştıranlar, onları okuyup halka anlatarak ukalalık taslayanlar, şimdi halkın içine karışmışlardır. Sinmişlerdir. Yahut onlar da etrafındakilere uyarak sık sık; “Yaşasın” diye bağırır ve uzaktan gelen yolcuyu alkışlarlar.

Sivas’ın havasının birden ümit, şenlik ve halkın kendini buluşunun rüzgarları sarsar. Bu halk sanki o gün, orada yeniden egemenliğe kavuşmuş gibidir.

İstanbul, ilk defa o gün Sivas’a yenilmiştir. İstanbul’un Dahiliye Nazırı’nın emri ilk defa o gün, orada yırtılır. Mustafa Kemal Paşa ilk defa o gün ve orada açıkça baş kaldırır: Neye güvenerek? Hiç! Sade kendine ve bir de halk için, ordu için önsezilerine.”62

Doğruca Üçüncü Kolordu Komutanlığı binasına giden Mustafa Kemal Paşa bir zabite şu emri verir:

“Burada bulunan Harput Valisi Ali Galip’le onun İstanbul’dan beraber getirdiği kimseleri hemen buldurun, buraya getirin!

Vakıanın sonu ibrete lâyıktır, anlatayım:

Ali Galip Bey birlikte getirdiği memurlarla beraber âdeta tahtelhıfz Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkarılmıştı. Paşa, kaşları çatık ve çehresi asık bir vaziyette onları kabul etti.

Bîr müddet ayakta tuttu, sonra oturmalarım emretti ve Ali Galip’i muhatap tutarak, ağır bir tevbih nutku irad eyledi. Kelimelerin silleden farkı yoktu. Fakat bu utandırıcı, harap edici nutuk, sade bir hakaret yağmuru değildi. Ali Galib’in Sivas’ta günlerce oturarak, saman altında su yürütmeğe çalışması “bayağılıkla” tasvir ve kendisini hem tekdir, hem tahkir etmekle beraber, hayrete değer münasebetler düşürerek milli hareketin mahiyeti, hedefi ve kudsiyeti hakkında irşatları ihtiva ediyordu.

Süt dökmüş kedi, Ali Galip Bey’in o sıradaki vaziyeti yanında arsIan yavrusu sanılabilirdi. Bedbaht adam, o derece perişandı, boyuna ter döküyor, boyuna yutkunuyordu. Mustafa Kemal Paşa, belki yirmi dakika sert hitabesini devam ettirdi. Sonra elinde tuttuğu iri taneli bir teşbihi, yanı başındaki sehpaya attı:

Askerler, dedi, mert olur. Türk askeri ise, mertlerden mert ve pek civanmert olur. Siz cihanın kabul ettiği bu kaideye istisna mı teşkil ediyorsunuz? Yoksa ordudan ayrılmakla Türk askerine mahsus bütün kıymetlerden de uzak mı düştünüz? Nedir bu yaptığınız? Kime ve kimlere hizmet, yahut kime ve kimlere ihanet ediyorsunuz? Hiç düşündünüz mü?

Ali Galip Bey, birkaç kelime söylemek istedi, fakat Mustafa Kemal Paşa müsaade ve müsahama göstermedi, kızgın kızgın ayağa kalktı:

Size, dedi, daha ağır muamelede bulunabilirdim: Mütekait bir asker olduğunuza hürmet gösterip, bu kadarla iktifa ediyorum. Şu kadar ki, aklınızı başınıza almaz, haddinizi tanımaz, dilinizi de kısmazsanız, akıbetiniz vahim olur. Haydi, buyurun, yerinize gidin. Derin derin düşünün. Harput’a mı gitmek, geri İstanbul’a mı dönmek lâzım olduğunu kararlaştırın. Yalnız şunu unutmayın ki, Anadolu’da sizin gibilerin ve efendilerinizin düdüğü ötmez, ötemez.”63

Ali Galip Bey’in ertesi gün bavullarını alıp İstanbul’a döneceğini tahmin eden vali, onu aynı günün gecesi Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret ederken bulur.

“Ali Galip Bey’in neler söylediğini, ne tavırlar aldığım bilmiyorum. Yalnız Paşa’nın -uzun bir muhavereden sonra- onun Harput’a gidip işe başlamasına müsaade ettiğini öğrendim. Nitekim ertesi sabah, Mustafa Kemal Paşa Erzincan istikametinde yola çıkarken Ali Galip Bey de Malatya’ya doğru hareket etmiş bulunuyordu.”64

Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta ise bu olayı şu şekilde anlatır:

“Derhal maiyetiyle beraber Ali Galib’i ve onun yardakçısı olduğunu anladığım fesatçıları getirttim. Onlara yaptığım muameleyi anlatarak zaten kâfi derecede yorgunluğa sebep olduğuna şüphe etmediğim teferruatı uzatmak istemem.

Yalnız bir noktayı işaret etmekle yetineceğim.

Efendiler, bu Ali Galip, gördüğü kötü muameleden sonra bana bazı gizli söyleyecekleri olduğunu bildirerek gece yalnız olarak yanıma gelmek istedi. Kabul ettim. Hareketlerinin görünüşüne önem vermemekliliğimizi rica ile Elâzığ vilayetini kabul ederek gelmekten maksadının, benim fikirlerime hizmet etmek ve Sivas’ta kalış sebebinin beni görüp bizzat talimat almak için olduğunu izaha ve bir türlü delillerle isbata çalıştı. Bizi sabaha kadar oyalamak suretiyle bunu başardığını da itiraf etmeliyim.”

Mustafa Kemal Paşa Ali Galip’e gereken dersi verdikten sonra “Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti” İdare Heyeti ve Sivas’ın ileri gelenleri ile topluca görüşmek ve hasb-i halde bulunmak arzusunu göstermişti.

Paşa’nın misafir kaldığı askeri dairede Vali Reşit Paşa’nın da bulunduğu bu toplantıda Mustafa Kemal Paşa memleketin durumu, Anadolu’ya gelmekten maksad ve gayeyi, yapılacak işleri sonuç hakkındaki kanaatlerini açıklamış, Anadolu’daki işgallere değinerek; “...
Tarihimizde emsali görülmeyen bu feci durum karşısında bütün memleket evladıyla, siyasi ve şahsi her türlü ihtilaf ve hissiyatı bertaraf etmek, muhtelif cemiyet ve kurallarla tek nam altında birleşerek bu işgal ve istilalara karşı fiili mukavemete başlamak lazımdır. Bu da düşman işgal ve nüfuzundan uzak bulunan evvela Erzurum’da, Doğu vilayetlerimiz bölgelerinden toplanacak kongrede, sonrada memleketin her tarafından gelecek delegelerle burada (Sivas’da) toplayacağımız umumi kongrede milli iradeyi temsil ve teksif etmekle mümkün olacaktır. Sırf bu maksatla ordu müfettişliği vazifesini kabul ederek Anadolu’ya geldiğimi sizlere açıkça söylemek isterim.

Burada bir sual varid olabilir. Diyeceksiniz ki, dünyanın en kuvvetli askeri bir devleti Almanya ve Avrupa’nın büyük devletlerinden Avusturya, Macaristan ve Balkan Devletleri’nden Bulgaristan’la yani dört devletle müttefik olduğumuz halde mağlub olduk. Galib hasımlarımıza karşı bu defa tek başımıza bahusus tamamen ezgin bir suretle bitkin bir halde iken bu yolda mukavemet için tekrar silaha sarılarak muvaffak olmak nasıl mümkün olur.

Buna cevap olarak sizlere, şunu söyleyebilirim ki düşmanlarımızdan büyük devletlerin üzerimize ordular şevki ile yeni baştan bir mücadele ve muharebeye girmelerine bugünkü dahili ve askeri durumları asla müsait değildir. Bundan emin olmak lazımdır.

Bizim mukavemetimize, karşı kullanacakları tek kuvvet ve silah Yunan ordusudur. Bir taraftan bir kaç ay gerilla çete harbiyle düşmanı işgal eder, diğer taraftan yeni baştan ordumuzun tanzim ve takviyesi ile muntazam bir cephe kurarsak -biraz geç de olsa- Yunan ordusunun behemahâl hakkından geliriz. Bu netice de bizi milli hudutlarımız içinde mevcudiyet ve mutlak istiklalimizi temin edecektir. Ben bunu yapabileceğimizi büyük ordulara... ifade ediyorum.

Eğer böyle yapmazsak ... öz vatanımızda hür ve müstakil yaşayacak hiç bir bölge bırakılmayacağına şüphe etmemek lazımdır. Altı yüz yılı geçen bir devirde müstakil, hakim yaşadık. Esarete sefalete tahammül edemeyiz, derseniz, hep beraber bu gayenin teminine çalışırız. Tekrar ediyorum muvaffak olacağımıza da mutlak imanım vardır. Sizde bundan emin olunuz. Şayet; biz uzun seneler devam eden harbten takatsiz, yorgun bir hale geldik, artık bu yolda hareketlere mecalimiz kalmadı, İngiliz gelsin, Fransız gelsin, ne olursa olsun bizi kendi halimize bırakınız derseniz, o takdirde benim içinde yapacak bir şey kalmaz.”65


Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuşması toplantıda bulunanlara büyük bir ümit vermiş, gösterilen yolda tam bir iman ile çalışılacağı, hiç bir fedakarlıktan geri durulmayacağı kendisine söylenmişti.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (Belirtilmemiş) :: Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!